22 Aralık 2016
Şu an daha farklı düşünsem de geçmişteki ben’in samimiyetine sığınarak paylaşıyorum.
Tik tak… Tik tak… Her ses bir tam saniye. Her ses saniye saniye geçen son bir senenin özeti. Art arda diziyorum, boncuk gibi, kum gibi. Ve şimdi yazıyorum, saniyede bir, bilemedin iki kelime. Sonra duruyorum. Tik tak… Birkaç tane daha gitti. Her şeye rağmen insanlık hali işte, babamı kaybedeli tam bir sene geçmiş, “Vay be, ne ara o kadar zaman geçti!” diyebiliyorum.
Tik tak… Elim klavyede ama parmaklar basmıyor, sorun ise kafada. İnsan hem hayran olduğu, hem çok sevdiği, sevmeye doyamadığı, hem üzüldüğü, hem de kızdığı bir diğerini nasıl anlatır? Güzel yönleriyle sanırım, öyle olmalı. Mevcut durum bunu gerektirir.
Bülent Kasapoğlu ince zekâsı ve hayata (ve hatta kendi ölümüne) karşı mizahî bakış açısı ile beni her daim kendisine hayran bırakmış bir insandır. Tüm gayret ve hayat tecrübeme rağmen, bakışım her zaman onunkine göre bir nebze daha “kalın” kaçar. Lisedeyken bir gün yanına getirip gösterdiğim karikatüre bakmış, iyice anladıktan sonra, “Bunu neden şu şekilde yazmadın ki:” diye 5 kelimede özetlemişti. Dersimi almıştım tabi ki, lâkin asla o kadar olamadım.
Gülerken güldürenlerdendi. Keyfi yerinde olduğunda, üç cümle arasına iki espri sokuşturup, sonuna bir de kahkaha ekledi mi, karşısında buz olsa eritirdi. Sevgili Muratcan’ın yine çok esprili babası Ali Abi ile konuşmalarının bir kısmını unutmam:
“Taksimde ayakkabı dükkânımız var.” demişti Ali Abi,
“Sümerbank mı?” diye sordu babam,
“Yok..” dedi, “biz onun bir üst katındayız.”
Kısa bir kahkaha… Anladınız mı? Böyleydi işte, bazen anlamak, çok iyi düşünmeyi gerektirir -di. Ve öylesi muhabbetleri arasanız da başka bir yerde bulamazdınız.
Açık kalp ameliyatı oldu, damarlar değişti, “sıfırlandı”. Elinden düşüremediği sigarasını bıraktı. Ama iştahlı ve keyfine düşkün adamdı, kilolarından bir türlü kurtulamadı. Yürüyüşe başlayacağına dair kaç kez söz aldığımı hatırlamıyorum…
Tik tak… Vakit nakittir derler. Arkama dönüp baktığımda, babamla birlikte harcadığım “nakitlerle” ilgili zamanın (veya bizzat kendisinin; ama hayır, bu konuları açmayacağız) çok cimri davrandığını görüyorum. Tek tesellim, özellikle son üç-dört senesinde sık sık görüşmemiz, keyifli vakit geçirmemizdir. Ömrü yetseydi, sanıyorum ki şu anda o günleri dahi gölgede bırakacak kadar sık görüşürdük.
Umarım şimdi her neredeyse, her nasılsa huzur içerisindedir. Olaylar karşısındaki sabır ve bilgeliğini rahmetli dedemden almış olsa da, babaannemin evhamı da biraz üzerine bulaşmıştır. Dolayısı ile panik olmaz ama kafasına takar, içine atardı. Çok da ketumdu maalesef, derdini paylaşmazdı. An itibarı ile huzuru fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum.
Tik tak… Bu seslerin bir tekinde buradaydı, diğerinde değildi. Doktor ölümünün ani olduğunu söyledi. Zaten elden ayaktan düşecek kadar yaşlanmayı istemezdi, o ayrı ama bu kadar erken olmasını da istemiyordu. Hâlâ zihninde geçmişin resimlerinden çok geleceğin hayalleri vardı… Tik tak… Boş boş bakıyorum, bunun üzerine bir şey yazılmaz sanırım. Mezarına gidiyorum arada, iki muhabbet ediyoruz. Bir gülüyorum, bir ağlıyorum. Bülent Kasapoğlu karşımdaki, başka nasıl olacaktı ki?