Not: Bilimkurgu Sineması 1900-1970 kitabının yazarı, sevgili dostum N.Berk Çoker’e değerli katkılarından dolayı teşekkür ederim…
Anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Her şey doğru sırada olmalı ve hiçbir eksik bırakmamalıyım. Belki de tüm bu yeni çağ sapkınlığının normalleştiği, standart bir günü anlatarak… Evet, en doğrusu bu. Başlıyorum.
…
“Günaydın!”
“Günaydın…”
“Günaydın”ın sonuna gülümseyen yüz fotoğrafları karşılıklı olarak ekleniyor. Bu artık bir standart: Karşındaki kişiye günaydın derken, yanına bir de gülümseyen bir imoji ya da fotoğraf, “gülümseyen kedi (!)” falan koymak mesela. Karşılığı sarı ve turuncunun ağır bastığı, sıcacık gün batımı tonlarında renkler olarak geri dönüyor. Henüz direkt olarak duyguları karşı tarafa iletmenin bir yolu bulunamadığı için, genel olarak duyguları ifade eden renklerden faydalanılıyor. Gün batımı renklerinin içerisinde görünen gri alanlar, tonlarına göre keyifsizlik, mutsuzluk ve hatta depresyon…
Burada ne olup bittiği ile ilgili bir tahmininiz var mı?
…
İnterneti hayatımıza bir daha geri çıkmayacak şekilde sokan bizler, daha da ileri gittik ve başlarda yavaş, son dönemde müthiş bir hızla yayılan “internet virüsünü” telefonlardan ev aletlerine, takılara, giysilerimize ve en nihayetinde kafamızın ta içine kadar gömdük! Omuriliğine yakın olan trapez kaslarının bir ucundan diğerine kadar yapılan, yaklaşık yirmi iki santim genişliğinde bir dövme ile ayaklarımız yerden kesilmese de beynimiz ve iletişim gücümüz bir sonraki seviyeye atlamış oldu.
Dövme omuriliğe yakın olmalıydı. İçeriğinde bulunan, “nörobot” ismini verdikleri parçacıklar ile hem internete sürekli erişim sağlandı hem de yapay bir nöral ağ oluşturuldu. Böylece gelişmiş iç iletişimin, yani beyin içerisindeki tüm elektrobiyokimyasal süreçlerin daha hızlı ve aktif olmasını sağlamış oldular. Aynı zamanda bu iç süreçlere ufak bir müdahale ile eski, unutulmuş anılar, hafıza gibi öğrenme merkezlerine daha güçlü erişim sağlandı. “Zeki” tanımı değişmiş, problem çözme yeteneği, matematiksel ve mantıksal işlem yapma hızı da artırılmıştı.
Tabi ki bir anda keşfedilmedi. Aslında ilk çıktığında farklıydı ve uzun zaman gerçek hayatta görmeden, medyadan ve internetten takip ettik. Paris’ten canlı olarak yayımlanan Paris Direct isimli şov programını unutamıyorum: Karşı karşıya oturan iki kişinin, tek kelime etmeden anlaşabilmesini, birbirlerine göstermeden kağıtlara yazdıkları sayı ve kelimeleri kusursuz bir şekilde bilmelerini ve şovmenin birinin kulağına fısıldadığı cümleyi diğerinin yüksek sesle tekrar etmesini şaşkın gözler ve açık kalmış ağızlarla izledik. Yanlarında cep telefonuna benzeyen birer cihaz duruyordu ve iletişimi sağlayan iki ana noktadan birisi bu cihazlardı.
…
O günü takip eden üç yıl boyunca bir dizi gelişme oldu. Yeni teknolojinin, zihnen gerekli asgari özelliklere sahip tüm bireylerle eksiksiz ve uyum içerisinde çalışan bir versiyonunu oluşturmak zaman istiyordu. Dahası aradan geçen bir yılın sonunda baş ağrısı, bulantı, baş dönmesi gibi yan etkiler ortaya çıkmıştı. Bu etkilerin esas sebebinin, ağ iletişimini sağlayan cihazın, her zaman kendi işini yapmaya alışkın olan beynin yerine bir kısım işlemi yaparak, hazır bir şekilde sunması, beynin ise buna adapte olamaması olduğu belirlenmişti. Beyinden dışa giden sinyal sonucu bir dizi işlem yapılıyor, işlem sonunda oluşan çıktı (bir mesaj, düşünce, fotoğraf hatta bir video ya da müzik) direkt beyne transfer ediliyordu. O dönemde beyne bilgiyi aktaran yapı nörobotlar üzerinden değil, omurilik üzerine entegre edilen bir çiple işliyordu.
İlk eleştiriler ve öneriler genelde sistemin sadeleştirilmesi üzerineydi. Takip eden süreçte ise ilk nörobot sistemi keşfedildi ve aynı anda iki şey başarıldı: Hem sistemin işlem yapısı basitleştirildi hem de sonuçta ortaya çıkan fayda ve kullanım alanı eskisinin çok daha ötesindeydi. Veri aktarımı ve verinin işlenmesi görevini yerine getiren dış iletişim cihazı ortadan kalkmış, işlem silsilesinin tamamı beyin tarafından yapılır hale gelmişti. Teknolojinin ve dolayısı ile nörobotların sahibi Neurobotics Corporation, kendi ismini kısaltarak projesine verdi: NBX Corp.
Çip yerine karizmatik, göz alıcı bir dövme görüntüsü ile derinin altına işlenen nörobotlar değişik bir çalışma mantığına sahipti. Daima yüzde onluk bir kısım çalışır halde tutulurken, geriye kalan yüzde doksanlık kısım arızalanan, ömrü biten nörobotların yerini almak üzere uyku fazında bekliyordu. İlk kana karıştıklarında yaklaşık on günlük bir entegrasyon sürecinde omurilik ve beyin içerisindeki yerlerini alıyor, beyin ile internet arasındaki iletişimi sağlayacak köprü – ağ yapısını kuruyorlardı. Yapay uyarılarla beynin işlem kapasitesi ve hafızası maksimum seviyeye çıkıyordu. Böylece daha güçlü, gelişmiş bir yapıya sahip beyin, gelen tüm dış bilgiyi rahatlıkla işleyebiliyor, aynı anda dışarıya çoklu bilgi aktarımını da mükemmel bir şekilde yapıyordu.
Yeni çağın teknolojisi son halini almaya başlarken, bizler büyük bir heyecan içinde ne zaman bu teknolojiye sahip olacağımızı merak ediyorduk. Diğer yandan konuyu daha derinlemesine ele alan kesimler de vardı. Dünyanın farklı ülkelerinde NBX ile ilgili tartışma programları insanları ekranlara kitliyor – stoacılar, teknolojik ahlakçılar ile Neurobotics’in medyadaki kalemleri: Pro-tekno düşünürler şiddetli tartışmalara imza atıyordu.
…
NBX ile ilgili ilk ticari adımlar atıldığında, teknoloji ortaya çıkalı neredeyse altı yıl olmuştu. Farklı fiyat seçenekleri ile pek çok kesime hitap ediyordu. Taksit ve kredilendirme de işin içine girince, kısa bir süre içerisinde aramızda ilk NBX kullanıcılarını görmeye başladık. Sonrasında ise tüm sosyal ve ekonomik yapı eşzamanlı olarak mutasyona uğradı.
Mesela eğitim sistemi. Ortalama bir öğrencinin, öğretmen her soru sorduğunda kusursuz bir şekilde cevap verdiğini, artık ileri seviye olmuş öğrenme kapasitesini, istediğinde anında online bilgi alarak eksiklerini tamamladığını ve hatta hocasını düzelttiğini düşünün. Geriye kalan o çabalayan, ders dinlemeye çalışan ve bir kısım dinlediği dersi anlamayan “zavallılar”, kısa sürede evlerde isyan bayraklarını çektiler. ‘NBX eğitimin olmazsa olmazı’ydı. Devletin bekasının garantörlerinden biri olan ve yüzyıllara dayanan eğitim müfredatının temelleri bu bomba ile sarsıldı; eğitim sisteminin çöküşüne şahit oluyorduk.
NBX kullanan çalışan kesim anında diğerlerinden ayrıştı. Dünyanın bütün dillerini şive ve lehçesinden konuşabilen insanlar, onlarca basamaklı sayıların kareköklerini alabilen, çarpan sözde matematik dahileri, uzay-galaksi-gezegen üçlemesi, tabir-i caizse evrenin kodlarını, astrofizik teorilerini zihinlerine yükleyerek Einstein, Sagan, Hawking’in şapka çıkaracağı seviyede hâkim karakterler, sanat tarihini ön rönesanstan modern sanata kadar kronolojik sıralayabilen çakma vakanüvislerin hepsi vardı. Yani tarih tutuculuğu, arşivcilik, zanaatkarlık, bütün kadim öğretiler öleyazmıştı. Firmalar da bu yeni ve aşırı derecede verimli iş gücü kaynağına balıklama atladılar. NBX kullanılmıyorsa iyi bir yerde çalışma şansı sıfıra indi.
Kısa sürede başta askeriye ve devlet makamları olmak üzere, strateji ve gizliliğin ön planda olduğu tüm birimlerde NBX kullanmak zorunlu hale geldi. Tatbikatlarda birlikler tek kelime etmeden bir bütünün parçaları gibi hareket edebiliyor, meclis koridorlarında yan yana yürüyen ya da salondaki konuşmacıyı dinleyen vekiller, dudak okuma, fark edilme ya da duyulma riski olmaksızın konuşabiliyorlardı.
Sonuç olarak ülke ve hatta dünya nüfusunun büyük çoğunluğu içerisinde artık yüzde yüzü bulmuş olan akıllı telefon sahipliğinden sonra, ikinci sırayı NBX almış, yaygınlığı ve günlük kullanım süresi inanılmaz seviyelere ulaşmıştı.
…
Nasıl bir evrim geçirdiğimizi biraz kafanızda canlandırın … Hatta size birkaç ufak ipucu vereyim.
Ankara’da işlek semtlerden biri. Kadın oğluna sesleniyor: “Sarp!” Tek kelime, renksiz, net bir mesaj. Anında beyne cevap geliyor, “Efendim anne?” “Eve gel artık ve gelirken bakkaldan yoğurt ve ekmek al. Ödemesini şimdi yapıyorum, yaptım.” “Tamam anne!” Mesaja tatlı bir koyu bal sarısı renk ve çocuğun annesini öperken ki fotoğraf eşlik ediyor. Sesli konuşmuyorlar.
İngilizce öğretmeni Nurten Hanım Mersin’deki evinde üç kedisiyle birlikte yaşıyor. NBX kullanmaya başladığından beri evi daha sessiz. Oysa kafasının içi… Gezintiler, sanal buluşmalar, partiler, video ve müzik cümbüşü ile hiç olmadığı kadar gürültülü. Kedilerini beslerken, severken, farkında olmadan onlarla daha az konuşmaya başlıyor. Miyavladıklarında karşılık olarak çıkardığı sesler tuhaf, daha çok mırıldanma şeklinde. Dışarıdan bakan, dinleyen bir kişi delirdiğini düşünebilir. Nurten Hanım hâlâ kedilerini çok seviyor; hatta veterinerleriyle konuştu ve hayvanlar için (maalesef) bu uygulamanın kullanılamayacağını öğrendi.
Hollandalı genç kız ve Alman sevgilisi artık daha az buluşuyorlar. Amsterdam-Köln hattında devam eden iki şehrin hikayesi, yerini NBX’in mucizelerine bırakmış; ama neredeyse her gün sevişiyorlar. Zihinlerinde özgürler, bir uygulama buna müsaade ediyor. Avatarları, kimsenin göremediği bir yerde buluşuyor. Tam bir fantezi odası! Sanal olsa bile NBX yeterince hissetmelerini sağlıyor. Bir başka gün ise beraber film izliyorlar. Yine bir sanal sinema uygulaması. Yan yana oturuyorlar; o kadar gerçek ki, yanında kıkırdadığını duyduğu kız arkadaşının sürdüğü parfümün kokusu, beline sardığı sol koluna sinmiş. Öptüğünde dudaklarındaki patlamış mısırın tadını alıyor.
Hindistan Calcutta’da bir okula bakalım. Teneffüs zili çalıyor ve tüm öğrenciler koşarak, adeta birbirlerini ezerek dışarı fırlıyorlar; buraya kadar normal gidiyor. Ama bir şeyler eksik bu sahnede: Çok sessiz! Bir grup hemen köşesine geçmiş. Öğrencilerin gözleri kapalı ama elleri ve ayakları kıpır kıpır. Sanal bir ortamda, birbirleri ile yarışabildikleri bir oyun içerisindeler. Kızlar ip atlıyor; atlarken her beş sayıda bir farklı bir ses efekti duyuyorlar kafalarında. Müziği atlayan kişi değiştirebiliyor, uygulamanın yani oyunun kuralı böyle. Okulda gerçek anlamda duyulan yegâne sesler ise ayakkabıların yere vurma, ipin yere çarpma sesi, bazen oyunda yandığında ya da kaybettiğinde istemsizce atılan minik bir çığlık ya da iç çekiş, çiğneme, yutma sesleri…
İş yeri kavramı yok olmaya yüz tutmuş, herkes evinden çalışıyor. Geriye kalan iş yerleri ise daha sessiz. Gerçek toplantılar yerini NBX aracılığı ile yapılan görüşmelere bırakmış. Toplantı odası ayarlamaya gerek yok. Mola esnasında sigara içerken, zihninizi kısa bir ev ya da arkadaş ziyaretine yönlendirebiliyorsunuz. Hapşırdığınızda hemen mesaj uygulamanıza geçmiş olsun mesajları yağıyor! Şirketler ofis, fabrika, tesis, yemekhane masraflarından kurtulmuş.
Kafanızda bir resim oluşmaya başlamıştır artık. Sokaklarda, parklarda, alışveriş merkezlerinde, evlerde, okullarda, iş yerlerinde… Artık ses çıkarmak tuhaf ve sıra dışı geliyor; adeta bir tür kabalık, anomali. Şehrin en kalabalık sokaklarında binlerce kişi yan yana, iç içe ve büyük bir sessizlik içinde yürüyor. Dev bir uyuşturucu bulutu üflenmiş gibi herkes kopuk, kendi aleminde. Kaçmak üzere olan otobüsün arkasından bağıramıyorsunuz, o kadar sessiz ki…
Artık daha zeki, daha akıllı olan, her türlü bilgiye, her istediğimiz kişiye anında ulaşabilen bizler, yeni normalin bu olduğu konusunda hemfikirdik. Tüm bu gelişmiş beyinlerimizle hâlâ çok aptalmışız!
…
Öncelikle bir konudaki şüpheleri gidermek isterim: NBX beraberinde güvenlik garantisi ile geldi. Aslında iki aşamalı bir güvenlik yapısı var ki, bunlardan asıl olanı, beynin tüm süreçlere tamamen hâkim olması. İstendiği anda bir düşünce ile NBX devre dışı bırakılabilir ve veri transferi, aksi isteninceye kadar kesilebilir. Diğer aşama ise veri akışına entegre edilmiş bir güvenlik protokolü. Bu protokole göre içeri giren veya içeriden dışarı aktarılan veri, yüzde yüz nörobotların eşsiz güvenlik imzasını taşımalı. Protokolün temel amacı bu imzayı alırken, aynı anda nörobotlarla beynin özel bir bölgesini uyarmak ve böylece beynin haberi olmadan herhangi bir veri transferine müsaade etmemek.
İçinde bulunduğumuz senenin başına geldiğimizde, “mucize teknoloji” keşfedileli on iki yıl olmuştu. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde sekseninin NBX’i vardı. Kalan yüzde yirmilik kısım içerisinde teknolojinin henüz ulaşamadığı, az gelişmiş yerlerde yaşayanlar, teknolojiyi kullanmak için uygun zihinsel kondisyona sahip olamayan, zihinsel sıkıntıları mevcut ufak bir kitle ve dini veya siyasi sebeplerden dolayı uygulamaya etik olarak karşı çıkan bir başka kesim de bulunuyordu. Bu son kitlenin kayda değer bir yüzdesi NBX’in, sürekli dışarıya açtığı bir beyin için asla yüzde yüz güvenli olamayacağını savunuyordu. Pek çok platformda bu konular konuşuldu, tartışıldı. Hatta birkaç örnek gösterilen yazılımcı, NBX kullanıcılarının izni dışında veri transferi yapma, hatta zihin yanıltma üzerine, başarısızlıkla sonuçlanan ciddi çalışmalar gerçekleştirdi. Yine de bazı grupların aklından bu şüphenin gitmediğini, yapılan tartışmalar, yayımlanan yazılar ve uyarılarla görüyorduk.
Sonra bir sabah, yine o bildik sessizliğimize uyandığımızda, aldığımız bir haberle sarsıldık.
İlk gelen haberde, Türkiye genelinde yaklaşık üç yüz kişinin intihar ettiği bilgisi vardı. İntihar edenlerin tamamı aynı şekilde, bir bıçak alıp kendilerini en yakın tuvalete kapatmış, sonra da bileklerini kesip ölümü beklemeye başlamıştı. Bunlar içerisinde yedi tanesinin intihar denemesi, yakınlarında bulunan kişilerce bir şekilde engellenmeyi başarmıştı. Arka arkaya gelen haberlerle, bu vakaların sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında gerçekleştiği ortaya çıktı. Herhangi bir sebep anlaşılamadan, gün içerisinde bizdeki intihar vakaları beş yüz elliye yaklaştı ve bir anda kesildi.
Olayın global boyutlarda olduğu fark edilince, tüm intihar vakaları bir araya getirildi ve aynı gün olması dışında ortak olabilecek noktalar araştırıldı. İlk fark edilen şey, ülkelerde gerçekleşen intihar sayılarının ülke nüfusları ile bire bir alakalı olmasıydı. Amerika Birleşik Devletleri genelinde toplam sayı iki bin iki yüzü geçerken, Japonya’da dokuz yüze yakındı. Toplam sayıyı öğrendiğimizde dehşete düştük: Kırk dokuz bin sekiz yüz yetmiş bir kişi!
…
Takip eden birkaç gün içerisinde olayın sebepleri derinlemesine incelendi. Aklımıza gelen, yani NBX’in bir güvenlik açığı olması ihtimali ilk araştırılan konulardan biriydi. Kişisel bilgilerden dolayı veri transfer kayıtlarına ya da işlemlerin tamamına erişim mümkün olmasa da vefat edenlerin bir kısmının yakınlarından izin alınarak, vücutlarından aktif nörobot örnekleri çıkarıldı ve intihar ettikleri günün bir gün öncesine kadar yapılan işlemlere dair sıra dışı bir iz arandı. En temel kayıtlardan biri olan, nörobot güvenlik protokolü kayıtlarına bakıldığında ise korkulan şey uzak bir ihtimalden, net bir gerçeğe dönüşmüştü: Nörobot işlem kayıtları içerisinde, protokol kaydı olmayan bir veri transferi yapıldığı ve bu transferin nörobot örneği alınan intihar vakalarının tamamında gerçekleştiği görülüyordu.
Açıklama bize resmi kaynaklardan gelmedi. Muhtemelen bir sır gibi saklandı; ta ki olaydan birkaç gün sonra, pek çok global haber kaynağından izinsiz, gizlice bir yazı paylaşılıncaya kadar. Yazıyı paylaşan grup kendine Brainiac ismini vermişti. Yazı şu şekildeydi: Aranızda hâlâ nefes almayı başaran tam yüz yirmi dokuz sağlıklı bireye selam olsun! Diğerleri gibi toplam elli bin kişi içerisinde bulunan onların ölümü de tarafımızdan planlanmıştı; ama şans onlardan yana! Ve biz sizleri uyardık. BİZ SİZLERİ UYARDIK! Bizler artık hepinizin içindeyiz, beynindeyiz. Bizler sizin yeni tanrılarınız, sizlerin korkması, dua etmesi, yaşamak için ibadet etmesi gerekenleriz. Bizden şüphe edenin zamansız ölümü kaçınılmaz olacaktır. Eylemin tarafımızdan yapıldığının ispatı, ölen kişilerin doğum tarihlerinde gizlidir.
Mesaj, ölenlerin doğum günlerine yapılan bir gönderme ile sona eriyordu. Anında hem mesajın kaynağı hem de elli bin kişinin doğum günleri incelendi ve ikinci incelemeden direkt sonuç alındı: Elli bin kişinin doğum tarihinde gün hep ayın biriydi! Bir Ocak, bir Mart, bir Haziran… Ay ve yıldan bağımsız ama mutlaka ayın birinde doğan kişiler arasından elli bin tanesi hedef seçilmişti. Bu detay tamamen olayın kendi kontrollerinde olduğunu göstermek için eklenmiş olmalıydı. Biraniac’ın merkezini bulmak için yapılan çalışmalar boşa çıkarken, biz, yani dünyanın geri kalanı (en azından endişeli bir kısmı) panik içerisinde zihinsel komutla NBX sistemlerimizi veri transferine kapattık. Hemen ardından NBX bir açıklama yaparak sistemi incelemeye aldığını, bir süre kullanamayacağımızı bildirdi.
Derin bir nefes al ve üfle… Küskün, eski bilgisayarın hem tozunu hem gönlünü almaya, ekran ışığı ile yıkanmaya başla. Cep telefonun ile konuş, ona bir merhaba de. “Bisiklete binmek gibi” aslında. Korkunun körüklediği, iletişimin eski şekline dönüş hızı ile bir tek ışık yarışabilirdi. Ama iletişimsiz olmak, işte bunu kabul edemezdik. Gelişmeleri takip etmeye başladık.Bu durum bir süre devam etti.
Farklı kesimlerden farklı tepkiler geldi. Neurobotics bu tür bir sisteme sızma eylemini kesinlikle reddederken, elli bin kişinin gizli bir tarikata üye olabileceği ve buna bağlı bir eylem ihtimalinin çok daha yüksek olduğu yönünde alternatif bir fikir ortaya attı. Dünya genelinde pek çok medya kuruluşu, köşe yazarları aracılığı ile NBX Corp’u destekledi, yazıyı yayımlayanları protesto etti. Bazıları cürette bir adım öteye giderek, yazıyı yazanların derhal bulunması ve sanal ortamda terör yaratmaları sebebi ile siber-terör suçundan yargılanmaları gerektiğini savundular. Biraz daha amatör yazarlar, bloggerlar cephesinde ise hakaretler, küfürler, lanetler yağmur olmuş ahmakları ıslatıyor, ahmaklar da bu yağmurun gazı ile masaları yumrukluyordu. Neurobotics ortakları ve yöneticileri Fransa’nın silikon vadisi Toulouse şehrinde bir araya geldi ve düzenledikleri kısa basın toplantısında, hafta başında konu ile ilgili canlı olarak net bir açıklama yapacaklarını, (küresel paniği gölgelemek için) herşeyin kontrol altında olduğunusöylediler.
Bir sonraki hafta hepimiz ekranların başında oturmuş, NBX açıklamasını bekliyorduk. Beklenen açıklama başladı: Neurobotics yönetimi yaptıkları duyuru ile hali hazırda güvenli olan sisteme ek iki farklı protokol daha getirerek güvenliğinin artırıldığını bildirdiler. İnsan bilinci bu ek adımların da eklenmesiyle aşılamaz bir güvenlik duvarı haline gelmişti. Bildirinin sonlarında, yeni sistemi ilk kullanan ‘deneklerin’ kendileri olduğunu esprili bir dille anlatır ve birbirleriyle yeni sistem üzerinden sessizce konuşurken, bir anda donup kaldılar. İki saniye sonra ise elleri ile kafalarını tırmalayarak çığlık atmaya başladılar ve nihayet yere yığılıp kaldılar. Neurobotics yönetim kurulu canlı yayında, aksini ispatlamaya çalıştıkları eylemin bir benzerinin kurbanı olurken, aynı saniyelerde eylemci grubu yerden yere vuran köşe yazarları, fenomenler, bazı meşhur isimler de geçirdikleri beyin kanamaları ile hayata gözlerini yumuyorlardı. En kötüsü ise bu insanların büyük çoğunluğunun NBX kullanmayı bir süre önce bıraktığını biliyorduk! Bu olayları takiben tüm iletişim cihazlarının mobil ve internet bağlantıları bir anda kesildi; NBX dışında yegâne iletişim kanalı televizyon ve radyo kalmıştı!
…
Ertesi sabah yedi otuzda direkt zihnimize gelen “Kalk!” mesajı ile uyandık. Uyumaya devam etmek mümkün değildi; çünkü zihin mesajla birlikte bir anda uyandı, gözlerimiz istemsizce açıldı. NBX isteğimiz dışında aktive olmuştu! Bir sonraki mesajda Brainiac iyice cüretkâr bir tavır içerisinde, hâlâ vücudumuzun içinde bulunan NBX’in, vücut dışına atılamadığı sürece aktif ve ulaşılabilir olduğunu, dolayısı ile hala zihinlerimize erişim yolunun açık kaldığını söylüyordu.
Bizimle kurduğu monolog iletişimde, zihinlerimize nasıl sızdığı bilgisi de dahil olmak üzere çeşitli açıklamalarda bulundu. Özetle, insan zihni ve nörobotların güvenlik protokolleri ile korunan bu sistem, bilinç ve bilincin kontrolü üzerine bina edilmişti; Brainiac ise bilince yaptığı pek çok saldırı ve deneme başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra, çözümün bilinçte değil, bilinç dışı beyne yapılacak bir müdahaleden geçtiğini keşfetmişti! Zihin RAM uykusundayken, nörobotlara gönderilen yapay rüya sinyalleri tüm güvenlik duvarlarını sorunsuzca aşmış ve bir seferliğine zihin içerisine yerleştirilen kodlar Brainiac’dan gelen tüm dış verinin sorgusuz sualsiz geçmesine müsaade etmişti. NBX devre dışı bırakılsa bile aynı sistemle tekrar aktif hale getirilmesi sağlanabiliyordu.
Bize karşı bu kadar dürüst ve açık olmalarının sebebini, üzerimizdeki kontrollerini engelleyecek herhangi bir yolun olmaması olarak açıklıyorlardı. Takip eden günlerde NBX’i vücuttan çıkaracak bilgi ve deneyime sahip bilim insanları, doktorlar ve akademisyenler gözümüzün önünde bir bir ölüp giderken, kayıtlı tüm bilgilerin sanal dünyadan silindiği haberini aldık. İnternet erişiminin olmadığı noktalara kaçan, NBX ile dış dünya arasındaki bağlantıyı koparmaya çalışan binlerce kişinin dakikalar içerisinde delirdiği haberleri internete bomba gibi düştü. Denenen az sayıda çözüm başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Brainiac artık dünyanın yüzde seksenini kontrol eden bir hükümdar, bir tür tanrıydı.
…
Aylardır her sabah, hayatlarımıza devam eden bizler Brainiac’a teşekkür ediyoruz. Bunu kalktıktan sonraki ilk on dakika içerisinde yapmamız gerekiyor; aksi durumda acı dolu bir başka on dakika bizi bekliyor. Dünyanın yüzde sekseni artık silahsız. Her şey imha edildi, ediliyor. Hırsızlık, tecavüz, sübyancılık gibi suçların cezası mahkemece onaylandıktan sonra, suçlular direkt yatırılacakları mezara götürülüyor. Gidene kadar ölmüş oluyorlar.
Gittikçe hayatımızın daha da içine giriyorlar. Yeni kurallar, yeni yaptırımlar… Onları bir tek bu konuda anlıyorum sanırım. İstedikleri oldu, yapmak istediklerini yaptılar, mesajı da verdiler. Artık canları sıkılıyor! İşin daha nerelere varacağını bilmiyorum ama yeni doğan her bebek Brainiac kontrolünde NBX entegrasyon işleminden geçiriliyor, bu sürecin devamlılığı için ellerinden geleni yapıyorlar.
Ve bizler delirme korkusuyla ne interneti kapatabiliyoruz ne de elektrik şalterlerini bir anda indirebiliyoruz. Çaresizlikten kaynaklı farklı bir tür delilik zihinlerimizin içinde gelişiyor.
Son olarak, ben kimim? Hiç kimse değilim aslında. Ayın birinde doğduğumu, başarısız bir intihar teşebbüsünde bulunduğumu söylesem bir fikir verir sanırım. Bu notları ileriki nesiller için dünyanın dört bir yanına, sanal değil gerçek belgeler olsun diye önceden belirlediğim yazıcılara gönderme komutunu verdikten sonra, yarım kalan bir işi bitirmesi gereken biriyim. Huzura doğru kalan son birkaç adımı olan biriyim. Yalnız önce, hemen şimdi bir teşekkür etmem gerekiyor. Brainiac’a ibadet zamanı, “teşekkür zamanı” geldi…
Fragman gibiydi. Etkileyici.
BeğenBeğen
Teşekkür ederim!
BeğenLiked by 1 kişi
Ağlanmış raflardan çıkan kadım hikayeler vardır. İlhama dayanır. Eren bu çalışmasında sanrı edebiyatına yepyeni bir boyut kazandırıyor, aynı zamanda da teknolojik detaylara hakimiyeti, zamane yazarlarının hikaye oluştururken sadece edebi tarafa odaklanmasının önüne geçiyor.
BeğenLiked by 1 kişi
Büyüksün üstat, nice birlikte çalışmalara. Sevgiler.
BeğenBeğen